eğlenmek için

TANELERİM


Varmısın Yokmusun
Oyun

Perşembe, Haziran 25, 2009 - Regaib Kandiliniz mübarek olsun


****************************************
Bu gece kulun yalvarış ve yakarışlarını

Yüce Mevla'ya sunacağı ve
O'nun sonsuz affından,
merhametinden,
 iyiliğinden bol bol yararlanacağı umut,
 huzur ve müjde gecesidir.
Kandiliniz mübarek olsun!
Hayırlara vesile olsun!
**************************************

 

Yorum (23) :: Bağlantı

Perşembe, Haziran 25, 2009 - Regaib Kandilimiz mübarek olsun.


Yorum (0) :: Bağlantı

Salı, Haziran 9, 2009 - Yaşamın anlamını kavramak

Kategori: gezi-seyahat
    
           Yaşamın anlamını kavramak içindünyayı dolaşmaya çıkan bir genç,
 gezdiği ülkelerden birinde ünlü bir bilgeyi ziyarete gitmişti.
         > Gezgin genç, bilgenin yaşadığı evde, tüm duvarların  kitaplarla kaplı  olduğunu gördü.
        
          > Fakat evi dikkatle gözden geçirdikten sonra , yerde bir  kilim,
duvar
dibinde yatak olarak kullanılan bir sedir, ortada ise bir masa ve
 sandalyeden başka evde hiçbir eşyanın olmadığını
gördü ve merakla sordu:
-"Neden hiç eşyanız yok?" dedi.

- "Koltuklarınız, kanepeleriniz,büfeleriniz.. .. Onlar nerede?"
     
> Bilge, bu soruya karşılık olarak kendi bir soru sordu
gezgin gence;
- "Senin de yalnızca, sırtında taşıdığın küçük bir çantan var, yavrum" dedi.
-"Peki, senin eşyaların nerede?"


        > Gezgin genç, kendini savunurcasına yanıtladı bu soruyu:
- "Ama görüyorsunuz.. .. Ben yolcuyum."
          > Ünlü bilge, hak verircesine güldü:
-"Ben de öyle, yavrum" dedi. "Ben de  öyle....."

-

----------------------------------------------------------------------------
Oysa yolcu değilmişiz gibi ne çok şey alıyoruz bizler.
Yorum (1) :: Bağlantı

Pazar, Mayıs 31, 2009 - Bilgisayar ve kadın :)



Kadınlar neden bilgisayara benzer?


1- İkisi de elektrik almak ister.

2- İkisi de hiçbir şey yapmıyormuş gibi gözükse de arka planda kullanıcıdan habersiz birçok iş yürütür.

3- İkisinde de ne kadar çok paranız varsa o kadar iyi donanımlısına sahip olursunuz.

4- İkisinin de durup dururken niye bozulduğunu anlayamazsınız.

5- İkisi de alışkanlık yapar.

6- Verim almak için ikisine de nazik davranmak gerekir.

7- Ne kadar iyisini alırsanız alın 2-3 sene sonra daha iyisi çıkacağı için değiştirmek istersiniz.

8- İkisi de erkekler için olmazsa olmazdır.

9- İkisini de ne kadar iyi kullanırsan kullan sonunda saç baş yolduran cinslerdir.

10- İkisi de belirli aralıklarda error(hata) verir.

11- İkisi de hassastır sağı solu pek belli olmaz biri harddisk yakar diğerinin migreni tutar.

12- İkisi de bozulduğunda hiçbir dediğinizi yapmaz.

13- İkisinin de başkaları tarafından kullanılması istenmez.

14- Ve en önemlisi ikisinin de hafızası çok güçlüdür hiçbir şeyi unutmaz. O yüzden dikkat etmek gerekir

Yorum (1) :: Bağlantı

Pazar, Mayıs 10, 2009 - Anneler günü

12 mayıs 2007

Yorum (6) :: Bağlantı

Pazar, Mayıs 10, 2009 - ANNELER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN

11 mayıs 2008

Yorum (0) :: Bağlantı

Pazar, Mayıs 10, 2009 - Anneler gününüz ve annelerinizin günü kutlu olsun.

İlk yayın tarihi 14 mayıs 2006

 

Annem

Rastlarsan gözleri yaşlı yavruna
Suçunu bağışla sarıl boynuna
Biz bize yaşarken geldik oyuna
Eller kadir kıymet bilmiyor Annem
Senin kadar kimse sevmiyor Annem

Bir yar için seni terkedip gittim
Vicdanıma bir sor ne acı çektim
Kendimi ben sana emanet ettim
Eller kadir kıymet bilmiyor Annem
Senin kadar kimse sevmiyor Annem

Rastlarsan gözleri yaşlı yavruna
Suçunu bağışla sarıl boynuna
Biz bize yaşarken geldik oyuna
Eller kadir kıymet bilmiyor Annem
Senin kadar kimse sevmiyor Annem

Ne sevgiler geldi geçti kalbimden
Kimse anlamadı garip halimden
Senin hasretini duydum derinden
Eller kadir kıymet bilmiyor Annem
Senin kadar kimse sevmiyor Annem

Rastlarsan gözleri yaşlı yavruna
Suçunu bağışla sarıl boynuna
Biz bize yaşarken geldik oyuna
Eller kadir kıymet bilmiyor Annem
Senin kadar kimse sevmiyor Annem

not: bu şarkıyı severim sadece.

 

Yorum (14) :: Bağlantı

Perşembe, Nisan 16, 2009 - YiRMi KURUŞ

+
YiRMi KURUŞ

Londra'daki camiye yeni bir imam gönderilmiş.
İmam şehire gitmek için hep aynı otobüse biniyor ve çoğu zaman aynı şöföre rastlıyormuş.
 
Bir gün, bilet alırken şöför yanlışlıkla 20 kuruş fazla vermiş. İmam yanlışlığı yerine oturup parasını sayınca fark etmiş.
Kendi kendine düşünüyormuş;
 "20 kuruşu geri versem mi şöföre?"
Ama içinden bir ses; "
Çok gülünç bir rakam ve şöförün umrunda değil...
Otobüs şirketi çok para kazanıyor zaten...
Sadece 20 kuruş onlara bişey yapmaz."
Ve bu parayı saklayabilirim diye düşünmüş
 Allah'tan gelen bir hediye gibi...
 
İnecegi durağa gelince, imam kalkmış ve fikrini değiştirmiş, inmeden önce şöförün yanına gitmiş,
20 kuruşu geri vermiş ve: "Para üstünü fazla verdiniz!" demiş.
 
Şöför gülümsemiş ve demiş ki: "Siz caminin yeni imamısınız değil mi?
Aslında uzun zamandır sizi ziyaret etmek istiyordum.
Caminizde, islamı öğrenmek için ve bilerek size fazla para verdim, nasıl tepki vereceğinizi  görmek istedim!"
 
Otobüsten inerken imam artık bacaklarını hissetmiyormuş, yere yığılacakmış nerdeyse, bir direğe tutunmuş ve
 kendine gelmeye çalışmış,
gözlerinden yaşlar dökülerek demiş ki:
"Allahım; az daha İslam'ı 20 kuruşa satıyordum!"

Yorum (2) :: Bağlantı

Pazar, Mart 22, 2009 - Biz mi istedik yoksa hak mı ettik ?


Biz mi istedik yoksa hak mı ettik ?
 
Benim çocukluğumda annelerimiz çalışmazdı.
Okuldan eve geldiğimde boynumdaki anahtarla kapıyı hiç açmadım.
Hatta babanım bile anahtarı yoktu. Annem evimizin bir parçası gibiydi,hep evdeydi.
Heryere birlikte giderdik, zaten öyle çok da gidilecek bir yer yoktu ki.

En büyük eğlencemiz sokaklarda oynamaktı.
Sokakta oynamak diye bir kavram vardı yani.
Cafelerde, alış veriş merkezlerinde buluşmazdık.
Okula arkadaşlarımızla gider, birlikte çıkar, oynaya, zıplaya yürüyerek gelirdik.
Servis falan yoktu. Ayakkabılarımız eskirdi.
Hatta öyle olurdu ki; çantalarımızı kaldırımlara koyar oyuna bile dalardık.
Annelerimiz bu durumu bildiklerinden,
kardeşlerimizle bizlere ekmek arası bir şeyler hazırlar gönderirdi.
Mahallemizdeki teyzeler annemiz gibiydi. Susayınca girer evlerine su içerdik.
Ya da pencereden bir sürahi bir bardak uzatır, hepimiz aynı bardaktan kana kana içerdik.
Kısacacı evine girip gelen (ki sadece çişi gelen giderdi evine) elinde mutlaka yiyecekle dönerdi.
Anneleri o arada çocuğuna verdiği şeyden bizlere de gönderirdi.
Bu bazen bir kurabiye bazen bir meyve olurdu.

Cebimizde harçlığımız olduğunda düşmesin diye çıkarır çantamızın üstüne koyar oyun bitince geri alırdık.
Çok garip ama kimse almazdı. Sokaklarımız evimiz kadar güvenli idi.
Düşünce kaldırırlar, kavga edince barıştılırdık. Polisler gelmezdi
kavgalarımıza, zabıtlar tutulmazdı.
Sonra kavgalarımız da öyle ustura, falçata ile olmaz,
onlar nedir bilmezdik bile, asla kanla falan da bitmezdi,
en fazla saçlarımızdan çeker, hayvan adları sayar, tekme atar, yine oyuna dalardık.
Birbirimizin suyundan içer, elmasına diş atardık.
Misket oynamaktan parmaklarımız kanar yine de mikrop kapmazdık.
Azar işitip, acillere taşınmazdık.
Düşerdik ekmek çiğner basarlardı alnımıza, oyuna devam ederdik.
Röntgenlere, ultrasonlara girmezdik.

Ben bizim çocukluğumuzu çok özledim.
Sokaklarımız ruhsuzlaştı sanki..
Komşumu tanımıyorum ama evinin camında temizliğe gelen kadını haftada bir görür kolay gelsin der konuşurum.
Onun dışında orada kim oturur hiç bilmem.
Evimizi kendimiz temizlerdik, kapı silmece ; bilmem kaç kuruş
hepimizin elinde bezler güle oynaya bitirirdik işleri.
Evlerimiz var içinde yaşayan yok.
Parklarımız var içinde oynayan çocuk yok.
Ama her yıl sökülüp yenilenen kaldırımlar, lüks binalar, ışıl ışıl vitrinler, girip çıkan yapay insanlar...
Ruh yok, buz gibi buz, bu biz değiliz..

Tahta iskemlelerimiz de oturan yaşlılarımız, onlara dede, nene diye hatırını soran çocuklarımız yok oldu.
Ben kapılarında '' vale '' lerin, '' bady '' lerin beklediği yerlerden hep korkmuş çekinmişimdir.
Kapısını çarparak örtüyor diye çocuğuna kızıp, taksidini bitiremediği arabanın anahtarını, hiç tanımadığı birine vermek ters gelir bana.
Benim değildir bu kültür.
Ne ruhuma, ne kültürüme ne de cüzdanıma hitap eder.
Nedir bunlar?
Reklamlarla desteklenen beyni, ruhu ele geçirilmiş insanlar olduk.
Birbirimize yabancı, yalnızlıklarımızla yaşar olduk.
İyi de neden böyle olduk ?
Biz mi istemiştik?  Yoksa hak mı ettik?
ya sizce ?


Yorum (0) :: Bağlantı

Pazar, Şubat 15, 2009 - Erken Büyür Sakat Annelerin Çocukları

Kör, topal, sağır, dilsiz, kambur, çolak, otistik, spastik çocuk anneleri ve sakat anneler ve sakat olmayan anneler; anneler gününü boş verin, her gününüz kutlu ve mutlu olsun

Oğlum beni bilgisayarın karşında görünce yanıma gelip, "Ne yazıyorsun?" dedi. "Sakatlarla ilgili yazıyorum," deyince, "Boşuna uğraşma kimse okumaz," dedi. "Neden?" diye sordum. "Çünkü sakatları kimse sevmiyor ki," dedi. "Sen beni seviyorsun ya," dedim. "Çünkü sen benim tatlı annemsin, tabii severim," deyip boynuma sarıldı, beni öptü ve oynamaya gitti.
O gidince ben yazmayı bırakıp, düşünmeye başladım.
Neden sakatları kimsenin sevmediğini düşünüyor?
Sakatları kimsenin sevmediğini düşünen bir çocuk, annesinin sakat olmasından nasıl etkilenir?
Okula başladığı yıl bir gün ağlayarak gelmişti eve; "Anneciğim keşke sen sakat olmasaydın!" demişti. "Kime ne zararı var ki sakat olmamın?" deyip onu sakinleştirmeye çalışmıştım. Okulda bazı çocukların benimle alay etmeleri üzüyordu onu.
Benim sakat olmamın oğlumu üzmesi üzüyor beni. Tıpkı annemin üzülmesi gibi.
Annemle yolda yürürken topal dediklerinde anneme bakardım yan gözle, inşallah duymaz diye düşünerek. Şimdi oğlum aynısını yapıyor.
On bir aylıkken başladı yürümeye. Ve ben birkaç gün sonra onu alıp pazara götürdüm. Yürümeye başlamadan önce kucağımda taşıyamadığım için, baş başa ilk sokağa çıkacağımız günü beklemiştim aylarca. Çok acele ettiğimi çabuk anladım. Minik adımlarını güçlükle atıyor, durup bana bakıp tekrar minik adımlar atmaya başlıyordu. Sonra birden kaldırıma oturdu.
Biraz oturup biraz yürüyerek eve geldik. Ertesi gün babasıyla birlikte çıktığımızda, birkaç adımdan sonra kucak istedi. Benden istememişti. Sonraki aylar ve yıllarda da babası olunca hemen kucak isterdi. Benden hiçbir zaman istemedi. Erken büyüdü benim oğlum...
Sokaktan çocuk sesleri geliyor, cıvıl cıvıl. Önce onun sesi ulaşıyor bana. Ne dediklerini tam olarak anlayamıyorum gürültüden. Anlayabildiğim tek şey: "anneler günü".
Mideme kramplar giriyor birden. Her "anneler günü" lafını duyduğumda girdiği gibi...
Hatırladığım ilk anneler günü kutlamaları sırasında üniversiteye gidiyordum. Hülya, "Annene ne hediye alacaksın?" diye sordu. "Hiçbir şey," dedim. "Neden?" diye sordu. "Çünkü ben annemi sevmiyorum," dedim. O kadar şaşırdı ki, "İlk kez annesini sevmeyen birine rastlıyorum," dedi. "Ben de," dedim.
Şaşkınlığından nedenini soramadı Hülya. Ben gene de söyledim. "Annem beni hiç sevmiyor ki, neden ben onu seveyim?"
Yirmi sekiz yaşımda ilk kez elbise giydiğim güne kadar da annemin beni sevmediğine inandım. Hamileydim ve artık pantolon giyemiyordum. O zamanlar hamile pantolonu yoktu. Ya da vardı da ben bilmiyordum. İyi ki de bilmiyormuşum. Çok hoşuma gitmişti elbise giymek. Çok da yakışmıştı işte. Ne olmuş bacağımın biri diğerinden daha kısa ve zayıfsa! Mankenlik yapmayı düşünmediğime göre...
"Neden sanki annem yıllarca bana elbise giydirmemişti?" diye düşünürken anladım, anneme olan öfkemin nedenini ve yıllarca neden beni sevmediğine inandığımı.
Benden iki yaş küçük kız kardeşime hep elbise alan annem, bana sadece pantolon alırdı. Çarşıya pazara hep kız kardeşimle gider, beni evde bırakırdı.
Üniversiteye başlayana kadar ben sadece annemin ya da kardeşimin seçtiklerini giydim. Oysa kardeşim kendi seçtiklerini giyerdi.
Senelerce bunlar yüzünden annemin beni sevmediğini düşündüğümden ben de onu sevememiştim.
Mutlaka anlamıştır onu sevmediğimi. Senelerce iki küçük çocuğunun üzerine kapıyı kilitleyip, hastanelere kucağında taşıdığı çocuğunun kendisini sevmediğini anladığında acaba neler hissetmişti?
Hadi o zamanlar küçüktüm de onun için hatırlamıyordum yaptıklarını.
Ya yirmi dört yaşımda bacağımdan ameliyat olduğum zaman, aylarca bana lazımlık taşımasını nasıl unutmuştum?
Daha sonraki yıllarda sık sık kırılan bacağım yüzünden aylarca sadece bana değil çocuğuma da bakmasını nasıl nasıl unutmuştum?
Seneler sonra anneannemden öğrenmiştim, yorulmayayım diye beni çarşıya pazara götürmediğini ve neden elbise giydirmediğini; sakat bacağımı gizlemek için tabii ki; çünkü babam öyle söylemiş.
Ben babamı hep sevmiştim oysa. Üstelik ben çocuk felci geçirip hastalandığımda, babam yemin etmiş beni kucağına almayacağına!
Anneme ne çok haksızlık etmişim...
Peki, yazmakla bitiremeyeceğim kadar çok şey yapmasına rağmen, neden sadece yapmadıklarını hatırladım yıllarca?
Bu soruya bulduğum cevap sadece annemle ilişkimi değil, benim hayatla ilişkimi de değiştirdi.
Hani sakat çocuklara sorulur ya televizyonlarda, "En çok ne yapmak istersin?" diye, genelde verilen cevap, "koşmak, top oynamak," olur. Bu istenen cevaptır aslında...
Bana sorsalar bu soruyu, "yapmak istediğim hemen hemen her şeyi yapıyorum," derdim. İlla bir şey isteyeceksem: "Anneler gününün kaldırılmasını istiyorum."
Çünkü artık unutmak istiyorum anneme yaptığım haksızlığı.
Çünkü anne olamayan kadınların üzülmelerini istemiyorum.
Çünkü Türk filmleri izleyerek büyüyen sakat çocukların da, asla evlenip anne olamayacaklarını düşünüp üzülmelerini istemiyorum. Çünkü o filmlerde sakat kalınca başroldeki oyuncu, sevgilisinin terk edeceğini düşünerek, ortadan kaybolur ya...
Aynı filmleri izleyen sakat çocuk annelerinin de, çocukları evlenemeyecek diye üzülmelerini istemiyorum.
Hiç bir yazıyı bu kadar zor yazmamıştım. Oysa başlarken kolayca yazacağımı sanmıştım. Hem annemi, hem de oğlumu düşünerek yazmak ne zormuş.
Kör, topal, kambur, çolak, sağır, dilsiz, geri zekâlı, otistik, spastik çocuk anneleri ve sakat anneler ve sakat olmayan anneler, anneler gününü boş verin, her gününüz kutlu ve mutlu olsun.
İlla bir şey kutlamak istersek, biz karar verelim


NAZMİYE GÜÇLÜ

http://engellininsayfasi.blogspot.com/
Yorum (3) :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->








The WeatherPixie

Fikrimuhim.com









Image Hosted by ImageShack.us
heidi
SELAM
SELAM
harika!
Merhaba
:)
:)
Saygılar
:)merhaba
bravo size



Sağlık Haberleri



  • Neler var?
  • Çocuklarım ve hayatın içinden bir çok şeyyy

    Kategoriler

  • bir resim _ bir siir
  • bir resim _ bir yazi
  • cagatay
  • caner
  • Elisi Ornekleri
  • oyunlar
  • tariflerim



  • Arkadaşlarım

    canseldam
    FISTIK
    nesrin32
    cicibisiiy
    shekkercik
    omrumsana
    PETUNYA
    bendencesitliyazi
    canerce
    burakcam
    pelinboncukevi
    ruzgarlisokak
    derin
    tulayMERT
    cadikazani38
    brcdesign
    pembepatikler
    tugbatugba
    uzakufuklar
    Arifce
    caglar
    suzidil
    yellowdaisy
    ucarsu
    mrgokhan
    cansunungunlugu
    acar6
    adaynur2
    bebekler
    raciegi
    sare1969
    ilginay
    kardanhasan
    Masal
    oglena
    yorgunasker13
    rengin23
    ilkayoguzhan
    modifiyeler1
    Kartanem
    fenerbahce
    blogekle
    calmevie
    ikizler
    dungeon
    semartizm
    yorumcu74
    OZLEMIM
    neen
    Onurhanciiim
    ataberk
    yavuz999
    elvanglbeycan1983
    akrep34
    sarilacivert
    fasafiso
    konjenital
    palmtree
    remes
    Sevgisepeti
    hayattan
    sandman
    ikizizbiz
    woelfin
    fiskos
    beckhan
    goznuru
    nunubella
    sapphire
    senaerol
    sumeyye2
    lunkfu
    yaramazbebegim
    erdemselvi
    rapunzel
    almanya2006
    ipekyolu
    hayris
    laleninbahcesi
    tekeli
    duha
    geyikfm09
    maycan79
    yamur
    eyust
    yust
    unutmabeni
    esmuker
    findikagaci
    sem
    bubenur
    SAKASU
    leoss
    meltemkomsu
    ilkay1
    fivefebruary
    mag0323
    kanaraniyor
    elvaninceyizi
    mertoglan





    Bağlantılar

    Ana Sayfa
    Profilim
    Arşiv
    Arkadaşlarım
    e-posta
    *Ç@ğ@t@y'ın ilk sitesi
    *C@n€rc€ (æbimiz yaptı..)
    *Ç@ğ@t@y'ın yeni blogu
    *Ç@ğ@t@y ve okulu
    *TİYATRO AKKAŞ
















    Locations of visitors to this page




    Süper oyunlar







    geolocation