Erken Büyür Sakat Annelerin Çocukları

Pazar, Şubat 15, 2009 · Kategori: bir resim _ bir yazi

Kör, topal, sağır, dilsiz, kambur, çolak, otistik, spastik çocuk anneleri ve sakat anneler ve sakat olmayan anneler; anneler gününü boş verin, her gününüz kutlu ve mutlu olsun

Oğlum beni bilgisayarın karşında görünce yanıma gelip, "Ne yazıyorsun?" dedi. "Sakatlarla ilgili yazıyorum," deyince, "Boşuna uğraşma kimse okumaz," dedi. "Neden?" diye sordum. "Çünkü sakatları kimse sevmiyor ki," dedi. "Sen beni seviyorsun ya," dedim. "Çünkü sen benim tatlı annemsin, tabii severim," deyip boynuma sarıldı, beni öptü ve oynamaya gitti.
O gidince ben yazmayı bırakıp, düşünmeye başladım.
Neden sakatları kimsenin sevmediğini düşünüyor?
Sakatları kimsenin sevmediğini düşünen bir çocuk, annesinin sakat olmasından nasıl etkilenir?
Okula başladığı yıl bir gün ağlayarak gelmişti eve; "Anneciğim keşke sen sakat olmasaydın!" demişti. "Kime ne zararı var ki sakat olmamın?" deyip onu sakinleştirmeye çalışmıştım. Okulda bazı çocukların benimle alay etmeleri üzüyordu onu.
Benim sakat olmamın oğlumu üzmesi üzüyor beni. Tıpkı annemin üzülmesi gibi.
Annemle yolda yürürken topal dediklerinde anneme bakardım yan gözle, inşallah duymaz diye düşünerek. Şimdi oğlum aynısını yapıyor.
On bir aylıkken başladı yürümeye. Ve ben birkaç gün sonra onu alıp pazara götürdüm. Yürümeye başlamadan önce kucağımda taşıyamadığım için, baş başa ilk sokağa çıkacağımız günü beklemiştim aylarca. Çok acele ettiğimi çabuk anladım. Minik adımlarını güçlükle atıyor, durup bana bakıp tekrar minik adımlar atmaya başlıyordu. Sonra birden kaldırıma oturdu.
Biraz oturup biraz yürüyerek eve geldik. Ertesi gün babasıyla birlikte çıktığımızda, birkaç adımdan sonra kucak istedi. Benden istememişti. Sonraki aylar ve yıllarda da babası olunca hemen kucak isterdi. Benden hiçbir zaman istemedi. Erken büyüdü benim oğlum...
Sokaktan çocuk sesleri geliyor, cıvıl cıvıl. Önce onun sesi ulaşıyor bana. Ne dediklerini tam olarak anlayamıyorum gürültüden. Anlayabildiğim tek şey: "anneler günü".
Mideme kramplar giriyor birden. Her "anneler günü" lafını duyduğumda girdiği gibi...
Hatırladığım ilk anneler günü kutlamaları sırasında üniversiteye gidiyordum. Hülya, "Annene ne hediye alacaksın?" diye sordu. "Hiçbir şey," dedim. "Neden?" diye sordu. "Çünkü ben annemi sevmiyorum," dedim. O kadar şaşırdı ki, "İlk kez annesini sevmeyen birine rastlıyorum," dedi. "Ben de," dedim.
Şaşkınlığından nedenini soramadı Hülya. Ben gene de söyledim. "Annem beni hiç sevmiyor ki, neden ben onu seveyim?"
Yirmi sekiz yaşımda ilk kez elbise giydiğim güne kadar da annemin beni sevmediğine inandım. Hamileydim ve artık pantolon giyemiyordum. O zamanlar hamile pantolonu yoktu. Ya da vardı da ben bilmiyordum. İyi ki de bilmiyormuşum. Çok hoşuma gitmişti elbise giymek. Çok da yakışmıştı işte. Ne olmuş bacağımın biri diğerinden daha kısa ve zayıfsa! Mankenlik yapmayı düşünmediğime göre...
"Neden sanki annem yıllarca bana elbise giydirmemişti?" diye düşünürken anladım, anneme olan öfkemin nedenini ve yıllarca neden beni sevmediğine inandığımı.
Benden iki yaş küçük kız kardeşime hep elbise alan annem, bana sadece pantolon alırdı. Çarşıya pazara hep kız kardeşimle gider, beni evde bırakırdı.
Üniversiteye başlayana kadar ben sadece annemin ya da kardeşimin seçtiklerini giydim. Oysa kardeşim kendi seçtiklerini giyerdi.
Senelerce bunlar yüzünden annemin beni sevmediğini düşündüğümden ben de onu sevememiştim.
Mutlaka anlamıştır onu sevmediğimi. Senelerce iki küçük çocuğunun üzerine kapıyı kilitleyip, hastanelere kucağında taşıdığı çocuğunun kendisini sevmediğini anladığında acaba neler hissetmişti?
Hadi o zamanlar küçüktüm de onun için hatırlamıyordum yaptıklarını.
Ya yirmi dört yaşımda bacağımdan ameliyat olduğum zaman, aylarca bana lazımlık taşımasını nasıl unutmuştum?
Daha sonraki yıllarda sık sık kırılan bacağım yüzünden aylarca sadece bana değil çocuğuma da bakmasını nasıl nasıl unutmuştum?
Seneler sonra anneannemden öğrenmiştim, yorulmayayım diye beni çarşıya pazara götürmediğini ve neden elbise giydirmediğini; sakat bacağımı gizlemek için tabii ki; çünkü babam öyle söylemiş.
Ben babamı hep sevmiştim oysa. Üstelik ben çocuk felci geçirip hastalandığımda, babam yemin etmiş beni kucağına almayacağına!
Anneme ne çok haksızlık etmişim...
Peki, yazmakla bitiremeyeceğim kadar çok şey yapmasına rağmen, neden sadece yapmadıklarını hatırladım yıllarca?
Bu soruya bulduğum cevap sadece annemle ilişkimi değil, benim hayatla ilişkimi de değiştirdi.
Hani sakat çocuklara sorulur ya televizyonlarda, "En çok ne yapmak istersin?" diye, genelde verilen cevap, "koşmak, top oynamak," olur. Bu istenen cevaptır aslında...
Bana sorsalar bu soruyu, "yapmak istediğim hemen hemen her şeyi yapıyorum," derdim. İlla bir şey isteyeceksem: "Anneler gününün kaldırılmasını istiyorum."
Çünkü artık unutmak istiyorum anneme yaptığım haksızlığı.
Çünkü anne olamayan kadınların üzülmelerini istemiyorum.
Çünkü Türk filmleri izleyerek büyüyen sakat çocukların da, asla evlenip anne olamayacaklarını düşünüp üzülmelerini istemiyorum. Çünkü o filmlerde sakat kalınca başroldeki oyuncu, sevgilisinin terk edeceğini düşünerek, ortadan kaybolur ya...
Aynı filmleri izleyen sakat çocuk annelerinin de, çocukları evlenemeyecek diye üzülmelerini istemiyorum.
Hiç bir yazıyı bu kadar zor yazmamıştım. Oysa başlarken kolayca yazacağımı sanmıştım. Hem annemi, hem de oğlumu düşünerek yazmak ne zormuş.
Kör, topal, kambur, çolak, sağır, dilsiz, geri zekâlı, otistik, spastik çocuk anneleri ve sakat anneler ve sakat olmayan anneler, anneler gününü boş verin, her gününüz kutlu ve mutlu olsun.
İlla bir şey kutlamak istersek, biz karar verelim


NAZMİYE GÜÇLÜ

http://engellininsayfasi.blogspot.com/

Kalıcı Bağlantı Yorum (3) Yorum yaz!

Büyük beden dükkanlarının tedavi edici özelliği

Perşembe, Şubat 5, 2009 · Kategori: bir resim _ bir yazi





               Bir
zayıflama kapsülleridir gidiyor. Geçen haftaya kadar hangi siteyi açsam karşıma Nadide Sultan ve lahana kapsülleri çıkıyordu, şimdi hangi siteyi açsam Seda Sayan ve elma + krom kapsülleri çıkıyor.

           Lahana, elma derken kereviz, yer elması, kara lahana, kuzu kulağı, Brüksel lahanası diye devam mı edecek bu?

          Yeminle fenalık geldi. “Nasıl zayıfladım?”, “Siz de lahana ile zayıflayın”, “Ben onu kullanıyorum, ya siz?”

Ya ben mi? Ya ben mi? Hakikaten merak ediyor musun Seda’cığım? Cidden soruyor musun bu soruyu?

Al o zaman sana cevap:

Ben zayıflamıyorum canım ablam! Bıraktım o işleri. Allah benim zayıf olmamı isteseydi ona göre bir metabolizma verirdi. Yiyip yiyip şişmanlamayan bir vücut verirdi. Pizzaları lüpletip lüpletip 36 beden kalan bir sistem verirdi. Oturup oturup yağlanmayan bir toto verirdi. Kıpırdamayıp kıpırdamayıp kalınlaşmayan bir bel verirdi.

Zira dünya kadınları ikiye ayrılmış durumda. Ya Allah vergisi metabolizmaları yüzünden hep zayıf kalanlar ya da acı çekip zayıflamak zorunda olanlar diye.

Bir arkadaşım mesela sporun s’sini yapmaz, bir güzel de yer (ve içer) 40’ına gelmek üzere, hâlâ bir adet Naomi Campbell.

Allah onun öyle olması istemiş. Acı çekmeden model vücutlu olmasını istemiş.

Anormal yemememe rağmen ısrarla her yıl yarım kilo alıyorsam demek ki yapacak bir şey yok.

Beni zayıflatmaya çalışan bütün merkezlere, diyetisyenlere, doktorlara çok teşekkür ederim ama ben bu “zayıflamam gerek” düşüncesinden çok sıkıldım.

Yeter! Yeminle yeter. 12 yaşımdan beri vücudumu dert ediyorum. Orası büyük, burası küçük...

38’ime geldim (hatta geçiyorum) demek ki 26 yıldır nonstop dertlenmişim. Nonstop acı çekmişim. Nonstop aynaya bakınca sinir olmuşum. Nonstop suçluluk, vicdan azabı, eksiklik, yoksunluk vs vs duymuşum/hissetmişim.

Hayatımda sadece bir kere çok çok çok aç kalıp 34-36 beden olmuştum, bir kez daha o acıları çekmek istemiyorum. Benim vücudum 34-36 beden olmak istemiyor. Bir bildiği var ki ne yaparsam yapayım 38-40 bedene kayıyor. Artık dertlenmeyeceğim.

Bana bunu dayatan düzenin de Allah belasını versin! Kahrolsun kapitalizm der gibi kahrolsun “kadınları moronlaştıran düzen” diyorum ben de. Akdeniz kadınını İsveç kadını yapmaya çalışan bu düzen yıkılsın artık!

Ben bu kumpasa daha fazla gelmeyeceğim. Evet yılbaşında niyetlenmiştim ben de yine ve yeniden ama şu gün, şu saat karar verdim. Ben onlar gibi olmayacağım, onlar benim gibi olsun!

***

Daha acısız bir yöntem buldum arkadaşlar.

Büyük beden kıyafet satan dükkanlara gidiyorum artık.

Nasıl güzel bir şey anlatamam.

Elime aldığım her şey bana büyük geliyor. Ve şu soruyu sorarken yüreğimin yağları eriyor:

“Bunun küçüğü yok mu?”

Oh bee!

Satıcı kızların “40 beden yok bizde haaanfendi”, “bizim kesimlerimiz dar haanfendi” “maalesef haanfendi” aşağılamalarına maruz kalmadan gayet de güzel giysiler bulabiliyorum.

Geçen gün mesela böyle bir dükkandan bluz, kaçak, hırka, elbise arası bir şey buldum nasıl şahane bir şey anlatamam.

Üstelik gayet de seksi. Omuzlar açıkta falan.

“Orta yaşlıyım, biraz kilom var ama umudumu yitirmedim” kıyafeti taktım adını da.

Kumaş alıp 5 tane daha diktireceğim aynısından. Kışlık, baharlık, yazlık...

Yeter ülen!

Hakikaten yeter.

Diyet yapma veya yapamama acısıyla bir ömür geçer mu yahu?!

Kendinizi kötü hissetmek yerine, lahana, kereviz, elma, krom, altın, gümüş, linyit kapsüllerine para kaptırmak yerine siz de büyük beden dükkanlarına gidin. İnsan kendini çok iyi hissediyor. Minicik ve incecik hissediyor. En azından normal hissediyor.

Bu kadar. Nokta.

İmza: Evinizin “Reklamlara kanmayın” kapsülü

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

Ergenekon bıktık artık hergün bişeyler çıkıyor :((((((((

Pazar, Ocak 18, 2009 · Kategori: bir resim _ bir yazi

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

...

Pazartesi, Aralık 29, 2008 · Kategori: bir resim _ bir yazi

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

Bizde ermenilerden özür bekliyoruz

Cuma, Aralık 19, 2008 · Kategori: bir resim _ bir yazi


Ülkemi karalamanın Nobel ile ödüllendirildiği,
Türk'lüğü savunmanın ise ırkçılık sayıldığı günümüzde
 bir grup aydınnnn
(!) tarafından çıkarılan "Özür Diliyorum" kampanyasına tepki.
( Türk olduklarından şüphe duyarım bu aydın denilen tın tın kafalıların)

 
İsterseniz siz de katılın,

http://www.ozurbekliyorum.com/?

Text in other languages
Geçmişte ve günümüzde, bir çok zalim tarafından zulme maruz kalan Türkler adına, bunları yapanların ve bu zulümlere göz yumanların özür dilemesi gerektiğini düşünüyorum.
Bu vahşetlere göz yumamayacağımı belirtiyor, tüm Türk Dünyası adına, bir Türk olarak özür bekliyorum!

Mustafa Kemal Atatürk; “Binlerce çaresiz ve suçsuz ana ve çocukları işkenceyle öldürmüşlerdi. Tarihte benzeri görülmemiş olan bu vahşeti yapan Ermenilerdi”, s.260-261, Nutuk.

ÖzürBekliyorum'a destek veren medya kuruluşlarının, platformların, milletvekillerinin ve eğitim görevlilerin burada yayınlanabilmesi için, lütfen iletişim kısmından bizlere ulaşınız... denmiş sitede.



Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

Kurban Bayramınız kutlu olsun.

Cuma, Aralık 5, 2008 · Kategori: bir resim _ bir yazi









 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Hangi Hayvanlar Kurban Edilir?

Cuma, Aralık 5, 2008 · Kategori: bir resim _ bir yazi


Hangi Hayvanlar Kurban Edilir?

Kurban edilecek hayvanlar; koyun, keçi, deve, sığır ve mandadır.

Bu hayvanlardan devenin 5, sığır ile mandanın 2 ve koyun ile keçinin 1 yaşını doldurmuş olmaları gerekir. Ancak koyunlar altı ayı tamamladıkları halde bir yaşını doldurmuş gibi gösterişli olurlarsa bunlar da kurban edilebilir.

Bir koyun veya keçiyi ancak bir kişi kurban edebilir. Fakat sığır, manda ve deve yedi kişiye kadar ortaklaşa kurban edilebilir. Ortakların tek veya çift olmalarında bir sakınca yoktur.

Ortakların hepsi ibadet niyetiyle katılmak durumundadır. Meselâ ortaklardan biri vacip olan kurbanı, diğeri adak kurbanı, bir diğeri de nafile kurbanı niyet edebilir. Çünkü hepsinin niyeti ibadettir. Fakat ortaklardan biri her hangi bir ibadet değil de et kasdiyle katılmış olsa bu sahih olmaz, diğerleri de niyet etmiş oldukları kurbanı kesmiş, sayılmazlar.

daha çok bilgi için tıklayınız.





Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

KURBAN BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN- İYİ TATİLLER

Cuma, Aralık 5, 2008 · Kategori: bir resim _ bir yazi






Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Gönül Desenli Kilim

Salı, Aralık 2, 2008 · Kategori: bir resim _ bir yazi

Gönül Desenli Kilim


 

Sevgili oğlum ateşini ölçmeye razı etmek için eline verdiğim dereceyi; uydu alıcısının kart yuvasına sokmuştu. Babası söylene söylene çıkartmaya çalışırken Onur’da sırıtarak elinde ki kumanda ile oynuyordu. Gözüm bir an ekrana takıldı, gönlüm de takılı kaldı.

TRT1 de Gezelim Görelim başlamış, Uşak Eşme’ye gelmişler. Öyle sıklıkla seyrettiğim bir program değildir ama o sırada beyaz ekranı; benim karşımda gördüğüm ama kendi dünyasını bile göremeyen bir kilim ustası dolduruyordu. Programı anlatmayacağım sizlere çünkü seyretmedim, adını bile öğrenemediğim o kilim ustası teyzede takılı kaldım ben.

Teyzem göremiyor. 66 Yaşında. 14–15 yaşından beri kilim dokurmuş hem de. Görmüyor, etrafı kapkaranlık ama gönül gözü ile rengârenk ipliklere hayat veriyor, can veriyor, emeğini işleyip gören gözlere sunuyordu. İplik yumaklarına kendince bir şeyler bağlamış. Örneğin: Yeşile çakmak, kırmızıya çorap, maviye bez parçası, sarıya bir şey, kahverengiye başka bir şey…

Renkleri elleriyle görmeyi öğretmiş kendisine. Üstelik desenleri görmese dahi düz değildi yarattıkları. Sunucu Nuray Yılmaz’a anlatıyor; “Ben sayarak renk değiştiriyorum, sayıp sırası geldiğinde diğer iple değiştiriyorum” diye. Tekniğini paylaşıyor bizlerle. “Ben bir mucize yaratıyorum” demek yerine, alçakgönüllülükle “Sayıyorum işte” diyor. Hâlbuki ne insanlar var, yarım yamalak yaptığını mükemmele erdirmek için “Allah’ın hikmeti” diye gezinip, gerinen. Teyzemde dese “ Sol elim karıncalanınca anlıyorum ki kırmızı, başım dönünce mavi, kulağıma bir nefes üfleyince sarı “bir anda tüm kanalların alt yazılarına şayan olacak ama demiyor , “Sayıyorum” diyor.

“Ama “ diyor, “ Sadece kendi başladığım kilimleri dokuyabiliyorum, eğer başkası başladıysa bilemiyorum nasıl yapacağımı” diyor. Öyle ya, o kâğıtlara, bilgisayarlara dökmüyor ki tasarladıklarını. Aklında onun deseni, sayılarında. 3 Mavi, 8 beyaz, 4 kırmızı diye biliyor o yaptığı deseni ve ne bilsin bir başkası ne yaratmaya çalışıyor, görmedikten sonra…

Teyzem görebildiği yaşında gördüklerini sayıyor : “Yıldızları hatırlıyorum, gökyüzündeydiler. Birde tarlada gördüğüm kırmızı çiçeği hatırlıyorum” diyor. Hepsi bu. “Aklımda kalmadı başka bir şey” diye ekliyor. Bir kadın; kilim dokuyor ve hayatta gördüğü iki şey yıldızlar ile kırmızı çiçekler. Düşünüyorum, eğer tek bildiğim onlar olsaydı yüzümde tebessüm açtırabilir miydiler diye. Yok! Olmuyor. Onun adına bile ağlamak istiyorum ben değil ki kendim görmeyeceğim.

Kadraja genç bir adam giriyor, teyzenin boynuna sarılmış. Oğluymuş meğer. Kocaman adam etmiş oğlunu, yüzüne gene gönlünde ki gözlerle bakarak. Biraz utanarak ama yaşamına, yaşadıklarına, farklılıklarına gülerek bakmayı bilenlerin muzip ifadesiyle ekliyor : “Boynuna çan takıp büyüttüm onu ben”, diyor. Okul çağı gelene kadar gözleri görmeyen anne minik bebeğine sahip çıkabilmek için; kokusuna koşarken gönlüne yoldaş ettiği kulağı, belki de emekleyerek kendinden uzaklaşan bebeğinin yerini duysun diye Çan taktığını anlatıyor bir cümle ile. Sanki bir bahsedecek gibi oluyor, yanlış çan seslerine de gitmişliğinden ama susuyor. O suskunluktan anlıyorsun zaten teyzemin hayatından her şeye rağmen vazgeçmediğini.

İşi var, ailesi var. Görmeyen ama üreten gözleri var teyzemin. Şehrin göbeğinde yaşarken her türlü sıkıntıda kendini harap edip, yaşamaktan bunaldığını deklare eden, mecaz bu ya tırnağı kırıldığı için günü berbat geçen bizler geldi aklıma. Yanında olmasa bile 24 saat kamera ile çocuğunu takip eden, cep telefonu şarjı bitince sanki hayat damarlarından birini kopmuş sayan, gören gözleri olduğu halde bırak kilim dokumayı eline bir çift şiş alıp da sevdiğine atkı örmeyi bile denememiş olan, üretebilecek iken tüketen bizler geldi aklıma.

Öpülesi elleri olan o teyze ekrandan gitti ama ruhuma imzasını attı da gitti. “Yaşamalı” dedirtti bana, “göremesen bile görürcesine”.

Simten Ataç Konuk

 www.bebekkokusu.com

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (11) Yorum yaz!

Bir Babadan Oğluna (Zamane) Öğütler...

Salı, Aralık 2, 2008 · Kategori: bir resim _ bir yazi

 

Bir Babadan Oğluna (Zamane) Öğütler...

 

Okumaya değer:



İş hayatı,


*Türkiye'de hiç bir zaman döviz üzerinden borçlanma.
*Başbakan dahil hiç bir siyasi liderin veya bakanın demecine inanıp 
  işlerini onlara göre sakın düzenleme
*Hiçbir zaman acele karar verme ve verdiğin karardan kolay geri dönme,

bu davranış kendine güvenini arttırır.
*Arkadaşına kefil olmak yerine,

eğer imkanın varsa ona borç vermeyi teklif et.
*Eğer bir mal satman gerekiyorsa mümkünse vadeli satma,

 peşin sat,

hatta  biraz zarar etsen bile böyle yap.
 *Kredi kartı ile alışveriş yaparken kartını görevliye veya garsona sakın 
   teslim etme,
bizzat sen kasaya götür, pos (kredi kartı) cihazından geçişini
   izle ve makineden çıkan fişin rakamlarını kontrol et.
*Kredi kartı şifreni banka görevlisi de olsa bile kimseye söyleme  ve atm makinası kullanırken de çevredeki kişilere gösterme.
* Hiçbir kooperatife üye olma çünkü 1990 senesinden sonra kooperatif
   yoluyla ev veya arsa sahibi olmanın hiçbir avantajı kalmadı.



 *En zor taklit edilen imza , bir defada kalemi kağıttan kaldırmadan atılan
imzadır. imzanı bu şekilde atmaya gayret et,
 *En büyük ve yenilmeyen tek gücün bilgi ve tecrübe olduğunu unutma..
 *Her kime olursa olsun kefil olacaksan ödeyebileceğin rakamdan fazlasına
kefil olma,kefalet tutarı belli olmayan sözleşmelere imza atma,aksi
takdirde herşeyini kaybedebilirsin.
 *Bir arkadaşına borç verirken her zaman geri gelmeyebileceğini
düşünerek,seni üzmeyecek bir tutarda borç ver,
 *İş hayatında hiç kimseye olduğundan fazla değer verme,

hiç kimseyi de küçük görme.
*İş yerine girerken kapıcının elini sık, hizmetlinin hatırını sor,
gerektiğinde karşılıksız yardımda bulun.
 *Yürüyebileceğin mesafelerde otomobil kullanma.
 *Hiçbir zaman görevde iken bir devlet memuruna hakaret etme, hatta ona 
vurmayı aklından bile geçirme. aksi takdirde bir yıla kadar hapis cezası
alabileceğini unutma.
 *Noterde işin olduğunda mümkünse sabah gitmeye çalış.


Otomobil için,


 *Otomobil satın alınırken satışı en kolay olan marka ve modelde araç 
satın almaya gayret et. bu senin hazır para kaynağın olmalıdır.Çünkü
insanın büyük paraya ne zaman acilen ihtiyaç duyacağı belli olmaz.
 *Otomobiline binmeden önce lastikleri, kullanırken motor 
hararetini,araçtan indiğinde camları ve kapıların kilitlerini kontrol
etmeyi unutma..
*Güvenebileceğin bir tamircinin telefonu her zaman yanında olsun.
*Mümkünse aynı marka otomobilin yeni modellerini satın al, böylece
tamircin hep aynı kalır.
*Otomobilinin periyodik bakımı ile trafik ve sigorta belgelerinin  tam ve 
eksiksiz olmasına dikkat et.
 *Arabanının tüm emniyet ve güvenlik sistemleri tam olsa bile ayrıca alarm taktır.

 

Hırsızı caydıracak tek şey budur.

 

Ev yaşamında,


* İyi bir avukatın, elektrik tamircisinin ve su tesisatçısının adresi 
kolayında olsun.
*Sabah uyandığında yatağını mutlaka topla.
 *İş kıyafetini çorabın da dahil olacak şekilde akşamdan hazırla,
*Gerektiğinde çamaşır yıkamayı öğren,

ancak kendi giyeceklerinin ütüsünün 
tamamını her zaman kendin yap.
*Çorba, pilav , makarna yapmayı, et terbiye etmeyi ve

pişirmeyi mutlaka öğren.
 *Evin içinde cumartesi ve pazar hariç pijama veya eşofmanla dolaşma,

hatta bu günlerde bile uygun bir kıyafet giy.
*Ev içinde çorapla veya yalınayak gezme. Mümkünse sadece ev
içinde giyebileceğin rahat bir spor ayakkabın olsun.
*Eşin, akşam yemek hazırlarken mutfaktan ayrılma yardımcı ol,

yemekten  sonra sofrayı mutlaka sen topla.
*Mümkünse her yemekten ve tatlı yedikten sonra dişini fırçala,
yemek  aralarında yediğin aperatiflerden sonra ağzını suyla çalkala,
 Yanında mentollü veya naneli sakızın her zaman olsun.
Yemek öncesi ve yemek sırasında bol su iç.


Tatil yaparken,


 *Tatile, sağlık ve eğitime harcayacağın paraya acıma.
*Her yıl yeni bir tatil yöresinde tatilini geçirmeye özen göster.Bu sana
ömür boyunca kırk yada elli farklı yerde tatil yapman demektir.
*Sakın devremülk alma,

 bu senin ömür boyunca aynı yerde ve aynı zamanda tatil yapman anlamına gelir ki belli bir zaman sonra tad vermez.

ayrıca bütün yıl ödeyeceğin sabit masraflar ise

işin fazladan tuzu biberi olur.


Özel hayatın da,


*Eşinle kendi aranda mesafeyi yok etme her zaman onunda bir özel yaşamı 
olduğunu kendi arkadaşları ile gezip eğlenme hakkı olduğunu unutma.
*Eşinin yükselen burcunu karakterini çok iyi öğren.
*Arasıra eşine sürpriz yap, eve çiçekle git, tiyatroya bilet  al..onu iyi 
bir restoranda mutlaka akşam yemeğine götür.
*Sadece; Allah'tan, evlat acısı yaşamaktan, yetim hakkı yemekten,kuru 
iftiraya uğramaktan, sabırlı insanın öfkesinden, korkusuz insanın
cesaretinden ve kendi nefsinden kork..
*Ben bunların çoğunu yapamadım ama sen yap..!

 Baban

 

       Avk.Ahmet Beyin sitesinden alınmıştır.

                              

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »